2 Ocak 2017 Pazartesi

Yaratıcı Sanat


Bugün Yaratıcı Sanatlar Topluluğu üyesi  Zerrin Umut Demirci’yle bir söyleşi gerçekleştirdik.  Ve Topluluklarıyla ilgili merak ettiğimiz sorular üzerine konuştuk.  Önce Zerrin kimdir? Ne yapar? Sorularıyla başlayalım.



Akdeniz Üniversitesi bünyesinde bulunan Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümü öğrencisi olan Zerrin 2014 yılında Akdeniz Üniversitesin de öğrenim görmeye başladı. Üniversiteye geldiği yıldan itibaren tiyatroyla ilgileniyor. 3 yıldır üniversite bünyesinde  bulunan Yaratıcı Sanatlar Topluluğunun etkin bir üyesiymiş kendisi. Ekiple topluluk tanıtım günlerinde tanışmış. Hatta komik bir şekilde tanıştıklarından bahsediyor bize, kaydolduğunda ekibin karikatür topluluğu olduğunu düşünüyormuş.  Şans eseri içindeki tiyatro sevgisini farketmiş ekip sayesinde.
Biraz ekibinden bahsetmesini istediğimizde ise, Yaratıcı Sanatlar Topluluğu 17 yıl önce Ulaş Utku Tosun tarafından kuruldu diyor ve ekliyor, kurulduğundan bu yana Geleneksel Türk Tiyatrosu oyunlarını sergiliyorlarmış. Tercihlerinin kaliteli mizahtan yana olduğunu söyleyip felsefelerinin ise  Bir yandan güldürüp, bir yandan da düşündürmek olduğunu söylüyor.
Zerrin ekibe katıldığımdan beri 5 oyun,1 şiir dinletisi sahnelenmiş. Ekibin kendine has çok tatlı bir seyirci kitlesi olduğundan bahsediyor. Her oyunumuza tekrar tekrar  gelen yüzleri görebiliyoruz ve bu bizi çok mutlu ediyor diyor. Hepsine yeri gelmişken çok teşekkür ediyorum diyerek bitiriyor cümlesini.



Oyun seçimlerini sorduğumda ise,  Her sene başında geçen seneki oyun tekrardan sergilenir. Bu sene başında OHAL’den ötürü SKS’den salon tarihi almakta zorlandık. Bu yüzden programımız biraz aksadı. Daha sonra daha önce oynanmış 3 oyunu birden sergileme kararı aldık. Tarihler alınıp salon ayarlandığında yoğun bir tempoyla çalışmaya başladık. E pek kolay olmadı 1 hafta içerisinde 3 oyunu sergilemek. Yorulduk, ama yer bulamayıp merdivenlerde,zaman zaman sahne önünde hatta ayakta bile izleyen seyircilerimizin olması bütün yorgunluğumuzu aldı götürdü. Diyor Demirci. Turne Fikrinin nasıl geliştiği ve nasıl gidildiği üzerine Demirci.  Sergilediğimiz son oyun olan Haybeden Gerçeküstü Konuşmalar için SKS’den turne teklifi geldi.  Böyle tatlı tekliflerle her zaman karşılaşamıyoruz, seve seve kabul ettik. Finike’ye Meslek Yüksek Okulu’na bir Rock Topluluğuyla birlikte turneye gittik. Final öncesi onların da stres atması için bir etkinlik düzenlenmiş oldu. 21 Aralık pazartesi günü yola çıktık. Finike’deki bizi karşılayan öğrenciler ve öğretmenler bizi çok iyi karşıladı. Amatör tiyatro topluluğundan ziyade yıllanmış oyuncular gibiydik, sağolsunlar. Her şey böyle güzel ilerlemedi maalesef. Oyun başlamadan hemen önce öğrencilerin bir kısmı oyunu protesto etti. Ülkedeki gündemden ötürü bu oyunun oynanmasının yanlış olduğunu, izlenmemesi gerektiğini söyleyerek salondan ayrıldılar. Hafif bir burukluk olsa da, oyun devam etmeli kuralına sadık kaldık. Kalan seyirciye oyunumuzu oynadık. Sahnemiz bittikten sonra Rock Topluluğu sahnesini aldı. Etkinlik tamamlandıktan sonra güvenlik sebebiyle Finike çıkışına kadar polis eskortluğunda seyahat ettik, Antalya’ya döndük. Küçük tatsızlıklar olsa da bizim için keyifli bir deneyimdi. SKS’ye tekrar teşekkür ediyoruz. Dedi bu tecrübeleri için.



Bundan sonra ki oyunlarında başarı dileklerini ilettiğimiz Zerrin Umut Demirci’ye teşekkür ederiz.

Para

Necip Fazıl Kısakürek'in 1941 yılında tamamladığı eseri Para Antalya Şehir Tiyatroları'nın bu sezon oynayacağı on iki oyundan biri. Özer Tunca'nın yönetmenliğini üstlendiği oyun, 29 Aralık-7 Ocak tarihleri arasında 6 kere sergilenecek. Başroldeki O karakteri Tekin Temel tarafından canlandırılan oyun Necip Fazıl Kısakürek'in yazdığı beşinci oyundur ve Muhsin Ertuğrul tarafından ilk kez 1942 yılında sergilendiğinden beri etkisini kaybetmeden sahnelenmeye devam etmektedir.




Oyun, bilinmeyen bir yerde ve bilinmeyen bir tarihte geçer. Olaylar, başlaması muhtemel bir savaşın öncesinde gözü paradan başka bir şey görmeyen bir bankerin etrafında gelişir. Oyunda tarih ve yer belirtilmediği gibi isim de belirtilmemiştir. İsimlerin yerine, O, Benzeri, Hususi Kâtibi, Hademesi, Casusu, Oğlu, Karısı, Kızı, Kızının Nişanlısı, Noteri, Dayı, Katil, Hırsız, Yankesici gibi, kahramanların konumlarını anlatan sözcükler kullanılmıştır. Bu özellikleri, konusu itibariyle zaten evrensel sorunlara dikkat çeken bu oyunu daha da evrensel kılıyor. Sahnede gördükleriniz geçmişte yaşandı, şu anda yaşanıyor ve gelecekte yeniden yaşanacak olaylardır ve oyuna girerken aldığınız ilk mesaj da budur, perdenin üzerine yansıyan: "Bu oyun herhangi bir zaman ve yerde oynanmaktadır."


Oyun para için olası savaş ihtimalini ekonomik çıkara çevirmek dahil her şeyi yapabilecek O'nu tanıtarak başlıyor. Devamında Hususi Katibi'nin ileride işlerine yarayabileceğini düşündüğü Benzeri'ni tanıtmasıyla devam ediyor. O'nun ailesi de en az kendisi kadar para düşkünü bireylerdir.

Savaş durumundan kaynaklanan sıkıntılardan dolayı halk bankalara isyan eder ve Benzerini O zannederek linç eder ve öldürürler. Linçten zar zor kurtulan O ailesinin yanına geri döndüğünde çoktan cenazesi kaldırılmış ve mirası paylaştırılmıştır bile. O'nun ailesini ölmediğine ikna çabaları başarısız olur çünkü ailesi mirastan edindikleri payı kaybetmemek için O'na inanmayı reddederler.

O artık kendini bir zamanlar Benzeri'nin sürekli takıldığı esrar kahvesinde önceki hayatından çok uzak bir noktada bulduğunda Allah'ı arayan bir birey olarak tanımlar kendini fakat bir zamanlar Benzeri'nin olduğu gibi esrar bağımlısı olmuştur bile çoktan. O cebinde kalan son paralarını esrar kahvesindeki arkadaşlarına dağıtırken polis baskını sırasında tökezleyerek düşer ve ölür. Polisler sadece cebinden dökülen paraları toplamak için yanına gelir ve gözlerini bile kapamadan başından ayrılırlar.  

1 Ocak 2017 Pazar

Aynı Hikaye Farklı Diller


Küçük Prens, hem Ermenice hem de Hemşince olarak Haziran başında aynı anda yayınlandı. Hemşinceye çevrilen ilk çocuk kitabı olma özelliği taşıyan Bidzig Pirens Hemşinli vatandaşlar tarafından ilgiyle karşılandı. Fransız yazar Antoine de Saint-Exupéry’nin çocuk ve gençlik edebiyatının en sevilen ve yetişkinlerce de önemsenen eserlerinden ‘Küçük Prens’i, Aras Yayıncılık tarafından Ermenice ve Hemşinceye çevrildi.

Avukat Luiz Bakar’ın doğrudan Fransızcadan Batı Ermenicesine yaptığı çeviri sayesinde Küçük Prens Türkiye’de ilk kez Ermenice basılmış oldu. Bakar, “Küçük Prens, aslında bir çocuk kitabı olmamasına rağmen her çocuğun okuduğu ve okuması gereken bir eser. Kitabın Batı Ermenicesine çevrilmesiyle, Türkiyeli Ermenilerin de okuma fırsatı olacak” diyerek klasikleşmiş eserin önemin vurgu yapıyor. Kitabın Hemşince çevirisini ise Mahir Özkan üstlendi. Ermenice olarak Pokrig İşkhanı, Hemşince olarak ise ‘Bidzig Pirens’ isimlerini taşıyan Küçük Prens, hem Ermenice hem de Hemşince olarak Haziran başında aynı anda yayınlandı. Hemşinceye çevrilen ilk çocuk kitabı olma özelliği taşıyan Bidzig Pirens’i, sizin için değerlendireceğim.


Anadillerinde kitap okumak, Hemşinliler için alışılmış bir durum değil. Hemşince yayınlanan ilk kitap 2014 sonbaharında yine Aras Yayıncılık tarafından yayınlanan ‘Hemşin Öyküleri’ydi. Ancak ‘Hemşin Öyküleri’nin gördüğü ilgi ve Gor dergisinin Hemşince metinler yayınlaması sonrasında artık Hemşince okumak ve yazmak henüz dar bir çevrede olsa da Hemşinlilerin gündemine girmiş durumda. Komşu halkların, özellikle Lazların yayıncılık alanında gösterdiği başarılar, Hemşinlilerin de anadillerinde yayın faaliyetlerine ilgisini artırıyor. Bu ilk yayınlar Hemşincenin yazılı bir dil olmadığı/olamayacağı algısının kırılmasına da hizmet ediyor. Dolayısıyla Hemşince okuma ve yazmaya olan ilgi gün geçtikçe artıyor ve bu eğilim ivmelenerek sürecek görünüyor.
Hemşince bugün UNESCO tarafından yok olma tehlikesi altındaki diller arasında sayılıyor. Maalesef uzun yılların asimilasyoncu politikalar daha çok da Hemşinceyi etkiledi. Hemşincenin yaşadığı ve yeni kuşaklara aktarıldığı mekânlar, bu özelliklerini sosyo-ekonomik nedenlerle kaybetti. Kırsal üretim alanları olan köyler ve yaylalar Hemşinlilerin aynı zamanda kendi kimliklerini, dillerini ve kültürlerini de yeniden ürettikleri yerlerdi. Son 20-30 yılın büyük ekonomik dönüşümleri söz konusu alanların bu eşsiz işlevini yitirmesine neden oldu. Dolayısıyla Hemşincenin bu süreçteki kaybının çok büyük olduğunu düşünüyorum. Kaybın büyümesinde hiç kuşkusuz. Hemşincenin hâlâ yazılı dil, eğitimi yapılan bir dil konumuna gelmemesi en önemli etkenlerden biri. Bütün söz varlığının kayıt altına alınması ve eğitim yapılan bir dil haline getirilmesi tek başına yeterli olmasa da, Hemşincenin yok olmasının engellenmesine yardımcı olacaktır.

Okulda öğretilen bir dil olmamasının yarattığı sorunlardan biri de kuşkusuz yazılı materyal üretirken kullanılabilecek standartların tartışılması. Söz varlığının tam olarak ortaya konması, bugün artık kullanılmaz olmuş kelimelerin ve modern yaşamla dile girmiş bazı kavramların, sözcüklerin Hemşinceye kazandırılması bir ihtiyaç olarak önümüzde duruyor.
Umarım kitap yazıldığı amaca uygun bir şekilde hak ettiği değeri görür ve tarihe ışık tutabilir.

30 Aralık 2016 Cuma

Erken Yılbaşı Partisi

Vedat-Kemal Örsoğlu kardeşlerin Kaleiçinde hizmete açtığı Furtuna Peroma isimli mekanında düzenlenen ve Antalya’nın bir çok tanınmış sanatçısını bir araya getiren gece uzun süre hafızalardan silinmeyecek gibiydi.

Karadeniz müziğinin Antalya’da ki isimlerinden Vedat-Kemal kardeşlerin düzenlediği tanıtım gecesine Antalya sahnelerinin sevilen sanatçıları tek tek sahne aldı. Yılbaşında çalışacak olan sanatçılar böylece kendileri için bir parti yapmış oldu. Aynı gece yine iş,siyaset,cemiyet ve sanat dünyasının dan da bir çok tanınmış sima Furtuna’da boy gösterdi.

Yaklaşık 15 farklı sanatçının sahne aldığı mekanda, Murat Tekyıldız, Ali Yüksel, Gamze Türker, Emre Tokgöz, Alper Kuş, Onur Nugay, Murat Sarıgöz, Burak Ağıskalı, Emine Ünlü, Mehmet Yenigün, Cemal Güney, Kalender,Ozan Kılıç, Mehtap Erbaş, Özkan Karaeroğlu ve daha bir çok sanatçı en güzel şarkılarını meslektaşları ve dostları için söyledi. Eğlence sabahın ilk ışıklarına kadar sürdü.


Gece ortasında  aynı anda sahneye çıkan ve konuklar arasında dolaşarak eğlenceyi ikiye katlayan 5 oryantal gecenin sürprizi oldu.




Haber: Kaan Yılmaz

29 Aralık 2016 Perşembe

Oyunevi Perdesini Dışarıya Taşıdı



Günden güne kısırlaşan, sansüre uğrayan tüm sanat dalları arasında tiyatro profesyonelleri ve amatörleri ile yaşam mücadelesi veriyor. Geçtiğimiz günlerde sezonlarının üniversite içinde ilk oyununu oynayan Akdeniz Üniversitesi Oyunevi Tiyatro Topluluğu, bu kez Brecht’in yazdığı Carar Ana'nın Silahları adlı oyun ile Bademaltı Cafe’de  izleyici karşısına çıktı. Ekibin yönetmeni Furkan Açıkgöz'e önceki sezona göre bu zaman kaymasının sebebini sorduğumuzda "Sezonun çoktan açılması gerekti ama ekibimizin bağlı olduğu Sağlık Kültür Spor Daire Başkanlığı ile dönemin başlangıcından beri sorun yaşıyoruz. Salon alamıyoruz, salon alamayınca provada olmuyor." dedi.
29 Aralık tarihinde Carar Ana’nın Silahları adlı oyunu oynayan Oyunevi Tiyatro Topluluğu, bahar döneminde tekrar bu oyunun son gösterimini yapmayı planlıyor.


Oyuna İlgi Büyük Oldu 

Tüm aksaklıklara rağmen ilk gösterimde Bademaltı önünde sıra oluştu. Salona giremeyen ve dönen bir çok izleyici oldu. "Oyunevi'ni takip eden ve sürekli oyunun ne zaman çıkacağını soran bir çok izleyicimiz var. Onlara karşı sorumluyuz. Elimizden geldiğince sorunları yok etmekle uğraşıyor, bir şeyler üretmeye çalışıyoruz. Bu bizi zaman zaman zorluyor ama gönüllü ve severek yaptığımız bir iş bu. İzleyiciler kapıları açtığımızda koşarak salona girdiler. Kapıya sıkışanlar bile oldu. Bu zorluklara rağmen izleyicinin bu ilgisi ve sevgisini görünce bizde daha çok üretmek ve izleyiciye daha çok şey aktarmak istiyoruz. Bademaltı sahnesini kullanmamıza rağmen üşenmeyip gelen herkese hem teşekkür hem de iyi oyun izletme borcumuz var."



Brecht Oyunları Zorlayıcı Düzeyde


Neden Brecht oyunu diye sorduğumda Furkan Açıkgöz, “Brecht’in oyunları özellikle amatör ekipleri zorlayıcı düzeyde. Bunun bizde farkındayız. Ama üniversitede tiyatro yapıyoruz (her ne kadar üniversitede sergileyemesek de) ve izleyicilerimiz belli bir bilgi birikimi olan insanlar. Epik tiyatro hakkında az da olsa bilgisi olan ya da tanışmasını istediğimiz insanlar. Brecht’in oyun yazarlığına ve kuramına saygımız sonsuz. Elimizden geldiğince Brecht’e ve oyunlarına layık olmaya çabalıyoruz.” diye yanıtlıyor.


Ekibin Uyumu Dikkat Çekti

Oyunu izlerken ekibin birbiri ile olan bağı göze çarpıyor. “Ekip üyelerimizin hepsi normalde başka bölümlerde okuyan öğrenciler. Kendi vaktimizi ve emeğimizi harcayarak bir şeyler yaratmaya çalışıyoruz. Kendimizi geliştirmek için uğraşıyoruz. Gün geliyor harçlıklarımızı dekor veya kostüm için harcıyoruz. Bu amatörde olsa sanata olan sevgilerini gösteriyor.”


Haber: Kaan Yılmaz

28 Aralık 2016 Çarşamba

ANTALYA DEVLET OPERA VE BALESİ / ÜÇ RENK



“ÜÇ RENK” ANTALYA DEVLET OPERA VE BALESİ tarafından sahnelendi.
Antalya Devlet Opera ve Balesi, geçtiğimiz sezon prömiyerini gerçekleştirdiği ve üç farklı bale eserinden oluşan ÜÇ RENK İÇ-İN, ARADA, DANZON balesini 27 Aralık Salı akşamı saat: 20.00’de tekrar sahneledi.

Mikhail Glinka, J.S.Bach ve Marin Marais’in müzikleri ve Berk Sarıbay’ın koreografisi ile sahnelenen oyun “İÇ-İN”, bir dans performansında dansçıların gerçek hayatları ile dans esnasındaki iç dünyalarını yansıtan bir eser. Libretto ve Video Tasarımı Çiğdem İnan tarafından hazırlanan eserin dekor tasarımı Gürcan Kubilay, kostüm tasarımı Gürcan Kubilay ve Berk Sarıbay, ışık tasarımı ise Fuat Gök imzasını taşıyor. ‘İÇ-İN’de Esra Taner (Solo Kız), Burak Özbek (Solo Erkek), Derya Tokgöz ve Tolga Burçak (Pas de Deux Çifti), Burcu Bodur, Melda Özkan, Aslı Çiftçioğlu, Sinem Ertan, Bader Çakan, Seda Manaz, Sevgim Aksoy, Elif Burçe Çaltekin ve Bengü Altunkaş (9 Kız) sahne aldı.

Maurice Ravel’in müziği ve Deniz Özaydın’ın libretto ve koreografisi ile sahneye konulan “ARADA”, iki bölümden oluşan, beş erkek ve bir kadın dansçının rol aldığı, kadın-erkek ilişkilerini çağdaş bale yaklaşımı ile ele alan özgün bir eser. Dekor – kostüm tasarımı Gürcan Kubilay, ışık tasarımı Fuat Gök tarafından yapılan eserde piyanist Sait KARABULUT ve dansçılar Özde Eren, Kürşat Kılıç, Yağızhan Danış, Umut Çaltekin, Burak Özbek, Burak Burçak sahne alacak.
Bu arada bileti satın almak isteyen kişiler www.biletiva.com sitesinden biletlerini temin edebilirler.

Haber: Can Koca

21 Aralık 2016 Çarşamba

Ay Tedirginliği



Akdeniz Üniversitesi Oyun Evi tiyatro topluluğunun 2016-2017 sezonunun ilk oyunu olarak karşımıza Ay Tedirginliği oyunu  21 Aralık 2016 tarihinde, Akdeniz Üniversitesi, Olbia çarşısı A tiyatro sahnesinde sahnelendi.



Özen Yula’nın, daha önce yarı amatör ve profesyonel ekiplerce çok kez sahnelenen oyununun örgüsünü karakterlerin anlattıkları hikâyeler, masallar ve anılar oluşturuyor. Oyun 1950'lerde geçiyor. Dönemin Türkiye’si hakkında tüyolar veren oyun sahne dekoruyla,  oyun başlamadan izleyicelerin ilgisini çekmeyi başardı, iki karakter arasında geçen oyun, metaforlar ve zihni meşgul eden kelime oyunlarının yanı sıra inceden bir aşk hikâyesi de var oyunda. Aşkın klişeleri, âşığın beylik cümleleri yok belki ama aşk var... Bir de oyunun üçüncü karakteri sayılabilecek bir cinayet...
Sahnede kullanılan silah ve  bir çok gerçekçi sahneleriyle izleyicileri oyunun içinde tutmayı başardı.


Havanın soğukluğuna karıştı hikayelerimiz
Bir adam ve bir kadın
Tükenmişliğin putları
Umutları hikayelerinde saklı.
Bir manzara ar kimin nasıl gördüğü
belirsiz
Bir manzara var çizmek istediğimiz sizlere.
Koca bir ay, yıldızlar ve hikaye…
Bütün yarım kalan hikayelere ithafen


Oyuncular: Melisa Birecikligil, Hasan Armağan



Haber: Can Koca