1 Ocak 2017 Pazar

Aynı Hikaye Farklı Diller


Küçük Prens, hem Ermenice hem de Hemşince olarak Haziran başında aynı anda yayınlandı. Hemşinceye çevrilen ilk çocuk kitabı olma özelliği taşıyan Bidzig Pirens Hemşinli vatandaşlar tarafından ilgiyle karşılandı. Fransız yazar Antoine de Saint-Exupéry’nin çocuk ve gençlik edebiyatının en sevilen ve yetişkinlerce de önemsenen eserlerinden ‘Küçük Prens’i, Aras Yayıncılık tarafından Ermenice ve Hemşinceye çevrildi.

Avukat Luiz Bakar’ın doğrudan Fransızcadan Batı Ermenicesine yaptığı çeviri sayesinde Küçük Prens Türkiye’de ilk kez Ermenice basılmış oldu. Bakar, “Küçük Prens, aslında bir çocuk kitabı olmamasına rağmen her çocuğun okuduğu ve okuması gereken bir eser. Kitabın Batı Ermenicesine çevrilmesiyle, Türkiyeli Ermenilerin de okuma fırsatı olacak” diyerek klasikleşmiş eserin önemin vurgu yapıyor. Kitabın Hemşince çevirisini ise Mahir Özkan üstlendi. Ermenice olarak Pokrig İşkhanı, Hemşince olarak ise ‘Bidzig Pirens’ isimlerini taşıyan Küçük Prens, hem Ermenice hem de Hemşince olarak Haziran başında aynı anda yayınlandı. Hemşinceye çevrilen ilk çocuk kitabı olma özelliği taşıyan Bidzig Pirens’i, sizin için değerlendireceğim.


Anadillerinde kitap okumak, Hemşinliler için alışılmış bir durum değil. Hemşince yayınlanan ilk kitap 2014 sonbaharında yine Aras Yayıncılık tarafından yayınlanan ‘Hemşin Öyküleri’ydi. Ancak ‘Hemşin Öyküleri’nin gördüğü ilgi ve Gor dergisinin Hemşince metinler yayınlaması sonrasında artık Hemşince okumak ve yazmak henüz dar bir çevrede olsa da Hemşinlilerin gündemine girmiş durumda. Komşu halkların, özellikle Lazların yayıncılık alanında gösterdiği başarılar, Hemşinlilerin de anadillerinde yayın faaliyetlerine ilgisini artırıyor. Bu ilk yayınlar Hemşincenin yazılı bir dil olmadığı/olamayacağı algısının kırılmasına da hizmet ediyor. Dolayısıyla Hemşince okuma ve yazmaya olan ilgi gün geçtikçe artıyor ve bu eğilim ivmelenerek sürecek görünüyor.
Hemşince bugün UNESCO tarafından yok olma tehlikesi altındaki diller arasında sayılıyor. Maalesef uzun yılların asimilasyoncu politikalar daha çok da Hemşinceyi etkiledi. Hemşincenin yaşadığı ve yeni kuşaklara aktarıldığı mekânlar, bu özelliklerini sosyo-ekonomik nedenlerle kaybetti. Kırsal üretim alanları olan köyler ve yaylalar Hemşinlilerin aynı zamanda kendi kimliklerini, dillerini ve kültürlerini de yeniden ürettikleri yerlerdi. Son 20-30 yılın büyük ekonomik dönüşümleri söz konusu alanların bu eşsiz işlevini yitirmesine neden oldu. Dolayısıyla Hemşincenin bu süreçteki kaybının çok büyük olduğunu düşünüyorum. Kaybın büyümesinde hiç kuşkusuz. Hemşincenin hâlâ yazılı dil, eğitimi yapılan bir dil konumuna gelmemesi en önemli etkenlerden biri. Bütün söz varlığının kayıt altına alınması ve eğitim yapılan bir dil haline getirilmesi tek başına yeterli olmasa da, Hemşincenin yok olmasının engellenmesine yardımcı olacaktır.

Okulda öğretilen bir dil olmamasının yarattığı sorunlardan biri de kuşkusuz yazılı materyal üretirken kullanılabilecek standartların tartışılması. Söz varlığının tam olarak ortaya konması, bugün artık kullanılmaz olmuş kelimelerin ve modern yaşamla dile girmiş bazı kavramların, sözcüklerin Hemşinceye kazandırılması bir ihtiyaç olarak önümüzde duruyor.
Umarım kitap yazıldığı amaca uygun bir şekilde hak ettiği değeri görür ve tarihe ışık tutabilir.